BASINDA YARGI HABERLERI 22.09.2006 [METİN ÖZDERİN]

My Photo
Name:
Location: ANKARA, Türkiye

Monday, September 25, 2006

OZDERIN,M.

msn : ozderin@hotmail.com

22 Eylül 2006 Tarihli ve 26297 Sayılı Resmî Gazete

MEVZUAT

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

YÖNETMELİKLER

— Tarım Sigortaları Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Tarım Sigortaları Havuzu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Dokuz Eylül Üniversitesi Kalite ve Mükemmellik Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği

TEBLİĞLER

— Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (No: 2006-32/32)

— 2006 Yılı Ağustos Ayına Ait Yatırım Teşvik Belgelerinin Sektörel Dağılım Listesi

— 2006 Yılı Ağustos Ayına Ait Belgeler ve Yararlandırılan Teşvik Unsurları Listesi

— Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri: VII, No: 29)


301'den bir sürü dava açılıyor... Çoğu da beraatle sonuçlanıyor... Bu durum, bu maddeyi kaldırmak için yeterli gerekçe değil mi?'

AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Kretschmer, geçmişteki benzer davalarda olduğu gibi, Elif Şafak davasının da beraatla sonuçlanmasını "olumlu bir adım" olarak niteledi, ancak "konunun burada bitmediğini" belirtti.
(22 Eylül 2006 Cuma)

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfının bir tanıtımına katılan Kretschmer, Elif Şafak davası ve TCK'nın 301. maddesine ilişkin soruları yanıtladı.

Kretschmer, "fikirlerini demokratik şekilde ifade ettikleri için birçok kişi hakkında dava açılmasına neden olan 301. maddenin kaldırılması ya da en azından yeniden düzenlenmesi gerektiği konusunda ısrarcı olduklarını" kaydetti.

Hükümetin bazı üyelerinin, 301. maddede değişikliğe gidilebileceğinin sinyallerini verdiğinin hatırlatılması üzerine Kretschmer, "durumda değişiklik yapmaya yönelik herhangi bir girişimin ne sonuçlar getireceğini beklemeleri gerektiğini" söyledi.
"İfade özgürlüğüyle uyumlu bir yeniden düzenleme yapılacaksa o zaman sorun yok. Ancak somut olarak neler çıkacağını görmemiz lazım" diyen Kretschmer, bazılarının, sorunu 301. maddenin değiştirilmesinden ziyade, "zihinsel bir problem" olarak tanımladığının hatırlatılması üzerine, bunda biraz doğruluk payı bulunduğunu belirtti.

Kretschmer, bu davaların çoğu beraatla sonuçlansa da, bunun demokratik bir ülkede görülmesi gereken bir vaziyet olmadığını kaydetti.

Kretschmer, 9. reform paketinden olumlu sonuçlar çıkması ya da 301. maddede yapılacak olası bir değişikliğin, doğal olarak İlerleme Raporuna yansıtılacağına işaret etti.


Her bir yeni vergi için dava açacağız'

AK Parti hükümetine en muhalif 'ekonomik sivil toplum örgütü', ATO... Odanın başındaki Sinan Aygün ile Tayyip Erdoğan'ın yıldızları baştan bu yana barışmıyor. Aygün, 'inadım inat'ı daha öteye taşımaya kararlı:

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, vatandaşların ‘’kaz kesme vergisi’’ gibi yeni vergilerle tanışacağını belirterek, “Her bir yeni vergi için dava açacağız” dedi.

Aygün, İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı’nın bazı vergilerin kapsamını genişletmenin yanı sıra yeni vergiler de getirdiğini söyledi. Aygün, Maliye Bakanlığının ‘yeni vergi yok’ iddiasının doğru olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti: “Yeni vergi yok demek Maliye bakanlarının yerleşik raconudur. Maliye Bakanı yeni vergi yok diyorsa bilinki vardır. Tasarıya göre vatandaşın içtiği şişe suyu ile damacana suyuna bile vergi geliyor. Tasarının altında Sayın Bakan’ın da imzası var.”

Aygün, kanun tasarısının belediyelere kaynak sağlamak amacıyla hazırlandığını kaydederek, batık bankalardan sonra batık belediyelerin yükünün de vatandaşa ödetileceğini öne sürdü ve şöyle devam etti: “Belediyelerin Hazine garantili borçları 13 milyar doları buluyor. Hükümet, belediyelerin borcunu ödemek için gözünü vatandaşın cebine dikti. Belediyelerde vatandaşın yoluna göre emlak vergisi belirliyor. Ev sokaktaysa ayrı vergi, caddedeyse ayrı vergi, köşe başındaysa ayrı vergi belirliyor. Belediyeler yol, maliye kaz kesiyor.” Aygün, tasarıya göre, cadde ve sokağa ya da evinin önüne aracını park edenlerden ‘’otopark vergisi’’ alınacağını, aracını geçici olarak belediyenin belirlediği cadde ve sokaklara park edenlerden ise ‘’park ücreti’’ alınacağını anlattı.


Oto üreticilerine `ısınma` davası


ABD`nin Kaliforniya eyaleti, 6 dev otomotiv üreticisine küresel ısınmaya `katkılarından` dolayı dava açtı.

Dava edilen şirketlerin Chrysler, General Motors, Ford, Honda, Nissan ve Toyota olduğu açıklandı. Daha önce bir benzeri olmayan davayı açan Kaliforniya Başsavcısı Bill Lockyer, `Küresel ısınma çevreye, ekonomiye, tarıma ve halk sağlığına önemli zararlar veriyor. Zarar milyonlarca doları buluyor. Arabalardan çıkan gazlar da küresel ısınmaya en büyük katkıyı sağlayan kaynak olarak gözüküyor. Şirketleri bu katkılarından dolayı sorumlu tutma zamanı geldi` ded


Mahkemenin kararı ifade özgürlüğü açısından sevindirici

‘Baba ve Piç’ kitabında Türklüğe hakaret etmekle suçlanan yazar Elif Şafak, benzer davaların açılmaması için 301’inci maddede düzenleme yapılması gerektiğini söyledi.

Şafak, “Bu dava bitecek, yarın başkaları başlayacak. Yine bir başka dava ile Türkiye zaman kaybedecek. 301’inci maddede kalıcı düzenleme yapılmazsa geçmiş olsun diyemiyorum.” dedi. Orhan Pamuk, Hrant Dink gibi yazarlar hakkında açılan davaların şahıs davası olmadığına dikkat çeken Şafak, meselenin özünü konuşma zamanının geldiğini savundu. Şafak, “Kendi adıma sevinçle karşıladım kararı. Uygulamaya baktığımda da sevindirici gelişmeler görüyorum. Mesela bu sefer çok iyi bir güvenlik önlemi alındı. Güvenlik önlemlerinin sıkı tutulması önemliydi. Savcılığın beraat talebinde bulunması, mahkemenin bağımsız işlemesi çok olumlu. Fakat resmin bütününde, kendimize tam anlamıyla geçmiş olsun demek için çok erken.” ifadelerini kullandı. Mahkemenin kararının Türkiye’deki ifade özgürlüğü açısından çok önemli olduğuna dikkat çeken Şafak, şunları söyledi: “Türkiye’deki demokrasi kültürünün gelişmesi açısından önemli bir karar. Türkiye’nin imajı için de çok önemli bir karar.”

Elif Şafak’ın eşi Eyüp Can Sağlık ise beraat kararı verilmesinin sevindirici olduğunu söyledi. Duruşma sonrası kararı değerlendiren Sağlık, TCK’nın 301. maddesinin muğlak ifadeler içerdiğini öne sürerek, hükümetin bu konuda adım atacağına, Türkiye’yi bu tip davalarla meşgul etmeyeceğine inandığını söyledi. Sağlık, şunları söyledi: “Normalde savunma yapılmadan böyle kararlar hemen verilmiyor. Bunun ilk olması bence sevindirici. Bundan sonrakilere de örnek olacaktır.”

İstanbul, Zaman


Eskişehir'de 'Kızıltepe' alarmı

Eskişehir'de, ''Kızıltepe olayı'' olarak kamuoyunda bilinen davanın duruşmasının yapılacağı 27 Eylülde, kentte toplantı ve gösteriler yasaklandı.

Eskişehir'de, ''Kızıltepe olayı'' olarak kamuoyunda bilinen davanın duruşmasının yapılacağı 27 Eylülde, kentteki muhtemel toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması ve benzeri faaliyetlerin yasaklandığı bildirildi. Eskişehir Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, kamuoyunda ''Kızıltepe'' veya ''Kaymaz Davası'' olarak bilinen davanın duruşmasının, 27 Eylülde Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde devam edileceği belirtilerek, duruşma günü herhangi bir müessir olayın meydana gelmesini önlemek amacıyla bazı kararların alındığı kaydedildi.

Milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, mahkemenin huzur ve güven ortamı içinde yapılmasının amaçlandığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: ''Bunun için Anayasanın ilgili maddelerine istinaden il sınırları içinde yapılması muhtemel toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması ve benzeri faaliyetler, valilik makamının 19 Eylül 2006 gün ve 961 sayılı olurlarıyla yasaklanmıştır.''


Beraat kararına Kerinçsiz'den temyiz

Avukat Kerinçsiz kararı temyiz etti

Yazar Elif Şafak'ın 'Baba ve Piç' adlı romanında 'Türklüğü aşağıladığı' gerekçesiyle yargılandığı davada verilen beraat kararı temyiz edildi. Avukat Kemal Kerinçsiz temyiz dilekçesinde yargının etki altında bırakıldığını ve delillerin zapta geçirilmediğini savundu.

Avukat kerinçsiz, temyiz dilekçesini Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi'ne sundu.

Kerinçsiz, temyiz dilekçesinde duruşmaya katılan yabancı gözlemcilerin adil yargılamayı etkilediği ve yargının denetim altında tuttuğu ileri sürüldü.

Avukat kerinçsiz, TÜSİAD ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan açıklamaların da mahkemeyi baskı altına aldığını öne sürerek delil olan kitabın da dosyada bulunmadığını belirtti.

Soruşturma aşamasında verilen takipsizlik kararını kaldıran İstanbul 7'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nin delillerin toplanarak karar verilmesini istediği kaydedilen dilekçede, sanık ve müşteki dinlenmeden, hiçbir delil toplanmadan karar verildiği öne sürüldü.

Sanığın sözlerine, sadece hayali hikaye ve roman kahramanlarının birbirlerine söylediği sözler olarak bakmanın mümkün olmadığı ifade edilen dilekçede, sanığın farklı görüşlere yer verdiğine ilişkin savunmasının da yerinde olmadığı kaydedildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Hrant Dink hakkındaki davada verdiği kararın emsal olarak gösterildiği ve mahkemenin verdiği kararla Genel Kurul görüşüne ters düştüğünün de öne sürüldüğü dilekçede, Şafak hakkında verilen beraat kararının bozulması istenildi.

Elif Şafak beraat etti

'Baba ve Piç' adlı kitabında 'basın yoluyla Türklüğü aşağıladığı' gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinden yargılamaya başlanan yazar Elif Şafak, ilk duruşmada 'suç unsuru oluşmadığı ve yeterli delil bulunamadığı' gerekçesiyle beraat etti.

Kararın ardından CNN TÜRK'e konuşan Elif Şafak, "kendi adıma çok sevindirici bir karar. Arbedeyi izledim. O kısım çok kaygı verici. Saldırmak için fırsat kollayan bir grup var. Yapabildikleri ölçüde fiziksel şiddete başvuruyorlar. Bu davanın farkı, güvenlik önlemlerinin iyi olması. Şiddet ve çatışma potansiyeli hala orada mevcut. Önlemler iyi olduğu için problem yaşanmadı" dedi.

301'inci madde olduğu sürece bu davaların bitmeyeceğini söyleyen Şafak, "bu dava bitecek, bir başka dava başlayacak. Bir başka davayla enerji kaybedecek Türkiye. Yurtdışında zor durumda kalacak. Dolayısıyla bu düzenleme yapılmadan 'geçmiş olsun' diyemiyorum" ifadesini kullandı.


Anayasa Mahkemesi`nden TT`nin satışına destek geldi


Anayasa Mahkemesi`nin, Türk Telekom`un özelleştirilmesine de olanak tanıyan 5189 sayılı yasanın bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması isteminin reddine ilişkin gerekçeli kararı, Resmi Gazete`de yayımlandı. CHP, söz konusu yasanın bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle dava açmıştı.

Anayasa Mahkemesi`nin gerekçeli kararında, Telekom`un yabancı sermaye şirketlerine satılmasının doğuracağı güvenlik sakıncalarına karşı kurumsal yapılar getirildiği, ulusal güvenlik konularının yasa gereği öncelik kazandığı, bu yönde özel kanun hükümlerinin saklı olduğunun yasada açıkça belirtildiği vurgulandı.


Kola şirketleri, yargıda kazandılar

Dünyanın en büyük iki meşrubat üreticisi Coca-Cola ve Pepsi, Hindistan'ın güneyinde ürünlerinin satılmasını engelleyen mahkeme kararının temyizini kazandı.

Kerala eyaleti yönetimi ağustos ayında içeceklerde ''zararlı tarım ilaçları kalıntıları'' bulunduğu saptaması üzerine Coca Cola ve Pepsi ürünlerini yasaklamıştı.

Yasaya gerekçe oluşturan rapor bir sivil toplum kuruluşu tarafındanj hazırlanmıştı.

Şirketlerin temyiz başvurusunu inceleyen mahkeme ise, yasağı haksız ve ağır bir karar olarak niteledi.

Yasak kararıyla Coca-Cola ve Pepsi Kerala'daki 30 milyonluk pazardan bir gecede mahrum kalmıştı.

Mahkemenin kararının gerekçesi ise, şirketlerin hükümetin ürünlerin kalitesini bağımsız şekilde inceletmediği yönündeki savunmasına dayanıyor.

Meşrubat şirketleri, karardan memnun.


Af Örgütü'ndan askeri mahkemelere eleştiri
Af Örgütü Genel Sekreteri İrene Han, terör sanıklarının yargılandığı Amerikan askeri mahkemelerinin kanunsuz olduğunu ve masum insanların idamına yol açabileceğini söyledi.
AA- Han, "Gizli delillere izin verilen bir yargılamada, sanık kendisini müdafaa edemez ve idamla karşı karşıya kalabilir" dedi.
Bu koşullarda yapılan yargılamaların adil olmayacağı ve adalet dağıtmayacağını söyleyen Han, "Bunların kanuna aykırı olduğuna inanıyoruz. Bunlar ne ABD standartlarını, ne de uluslararası standartları karşılıyor" dedi.
Amerikan yüksek mahkemesi, terörizm sanıklarının yargılandığı askeri mahkemelerin yasadışı olduğu hükmünü vermişti.
Türkiye'nin insan haklarını geliştirme çabalarında son zamanlarda gerileme olduğunu iddia eden Han, Avrupa Birliğini de Türkiye için açık standartlar getirmemekle suçladı.
Han, "Bu sadece Türkiye'nin AB'nin bir parçası olup olmaması meselesi değil. Bu daha ziyade, insan hakları sicili belirsiz ve güvenlikle ilgili sorunları olan bir komşuyu Avrupa'nın yan tarafında bulundurma tutumu. Bu çok tehlikeli olabilir" diye konuştu.

Corvette'li katliama 4 yıl
Spor arabasıyla aynı aileden 1 kişinin ölümüne 2 kişinin yaralanmasına yol açan sürücü, 6 ay sonra tahliye oldu.
İstanbul'da Corvette'iyle yaptığı kazada Cengiz Göçen'in ölümü, eşi ve oğlunun yaralanmasına yol açan Kasım Mengüç 4 yıl 2 ay hapis cezası aldı. Cezaevinde yattığı süre göz önüne alınan Mengüç tahliye edildi.
'Pişmanım' diyen Corvette sürücüsüne tahliye kararı
İstanbul-Kadıköy'de, 19 Mart 2006'da aşırı hız yüzünden karşı yönden gelen otomobile çarpan ve Cengiz Göçen'in ölümüne, eşi Derya ile 5 yaşındaki oğlu B.B.'nin de yaralanmasına neden olan, Corvette marka spor otomobilin sürücüsü Kasım Gökhan Mengüç, 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mengüç, cezaevinde yattığı süre gözönünde bulundurularak tahliye edildi.
Başkan şerh koydu
Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki karar duruşmasında konuşan Mengüç son sözünde, "Göçen ailesinden özür diliyorum. Hem tedavimi yaptırmak, hem de üniversiteyi bitirmek için tahliyemi istiyorum" dedi. Mahkeme heyeti sanık Mengüç'ü, "Tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesi bir kişinin ölümüne ve birden çok kişinin de yaralanmasına sebebiyet vermek" suçundan 5 yıl hapse çarptırdı. Sanığın mahkemeye olan saygılı tutumu ve pişmanlığı dikkate alınarak ceza 4 yıl 2 aya indirildi. Mengüç'ün ehliyetine de 3 yıllığına el konuldu. Bu arada mahkeme başkanının, karara muhalefet şerhi koyduğu öğrenildi.
Gülcan DEMİRCİ / MERKEZ

Danıştay saldırısı sanığı avukat Arslan 'akıllı' çıktı
Danıştay saldırısını gerçekleştiren avukat Arslan için mahkemeye Numune Hastanesi'nden "akıllı" raporu geldi. Arslan, rapora itiraz etmeyince hakim "Akıllısın yani" dedi. İlk duruşmada kaçmaya çalışan Arslan bu kez sakindi.
Danıştay 2'nci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in ölümüyle sonuçlanan kanlı saldırı ile ilgili davanın ikinci duruşmasında, saldırgan avukat Alparslan Arslan'ın sağlam ve akıllı olduğu tespit edildi. Ankara 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, öldürülen Özbilgin'in oğlu avukat Gökhan Özbilgin de müdahil avukat olarak katıldı. İlk duruşmada iki kez kaçma girişiminde bulunulan Arslan, dün kafasını önünden kaldırmadı. Sadece 5 dakikalık arada ailesine bakmak için salona dönen Arslan, Danıştay üyeleri ile göz göze gelmekten kaçındı.
Gülümseyen kişi
Dosyanın aslı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildiği için sadece tanıkların ifadelerinin alındığı duruşmada Başkan Karadeniz, Arslan'ın akli durumunun yerinde olduğuna ilişkin Numune Hastanesi'nden rapor geldiğini belirterek "Raporun akıllı diye geldi. Bir itirazın var mı?" diye sordu. Arslan'ın, gülümseyerek, itirazının olmadığını söylemesi üzerine Karadeniz, "Akıllısın yani'' dedi. Tanıklardan Aysel Sağlam, emniyette, Arslan dışındaki sanıkları teşhis edemediğini söylediğini belirtip "Bunun üzerine emniyette bir şey görmediğime dair ifademi almak istedi, ancak ben vermedim" dedi. Sağlam, mahkemede Arslan'ı, "En sağda oturan ve bana gülümseyen kişi" diyerek teşhis etti. Danıştay'da görevli Polis memuru Ercan Kızılhan, saldırı sonrası Arslan'a müdahalesini şöyle anlattı: "Sanığın üzerine atladım ve kelepçeledim. Danıştay personeli de Arslan'ı linç etmek istedi.''
Göksel ÇAĞLAV/ANKARA

Danıştay personeli, saldırgan Arslan’ı linç etmek istemiş
Danıştay 2. Dairesi üyelerine silahlı saldırı yapan Alparslan Arslan’ın yakalandığı sırada Danıştay personeli tarafından linç edilmek istendiği ortaya çıktı.
Katil zanlısı Arslan’ın Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün yapılan ikinci duruşmasında tanıklar dinlendi. Olay günü Danıştay’da güvenliği sağlayan polis memuru Ercan Kızılhan şunları söyledi: “Danışma görevlisinin Danıştay 2. Dairesi’nde karışıklık olduğunu söylemesi üzerine polis memuru arkadaşım Şenol Altan 2. Daire’nin bulunduğu kata gitti. Memur arkadaşım dönüşünde Arslan’ın koluna girmiş halde bana doğru geliyordu. Arslan sağ eliyle çantadan silahı çıkardı. Şenol Altan müdahale etti. Boğuşma sırasında silah bir kez ateş aldı. Ben de müdahale ettim ve Arslan’ın ellerini kelepçeledik. Danıştay personeli de linç etmek istedi. Arslan’ı polis odasına kaçırdık.” dedi. Kızılhan’ın linç olayından bahsettiği cümleler, mahkeme tutanağına geçmedi.
Danıştay üyelerine yönelik dava, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam edildi. Duruşmaya Danıştay saldırısını gerçekleştiren sanık Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 7 tutuklu sanık ve avukatları ile müdahil avukatlar katıldı. Müdahil avukatlar arasında saldırıda hayatını kaybeden Danıştay 2. Dairesi üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in oğlu Gökhan Özbilgin de vardı. Sanık Arslan, önceki duruşmadaki agresif tavırlarının aksine sakin hali, düzgün giyimi ve suskunluğuyla dikkat çekti. Mahkeme başkanı Orhan Karadeniz, bir önceki duruşmada sanıklara övücü mahiyette konuşma yapıldığını sonradan öğrendiklerini belirterek, suçu övücü konuşma yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. Karadeniz, “Herkes, ağzından çıkanlara dikkat etsin!’’ diye uyarıda bulundu. Alparslan Arslan’ın akıl hastası olup olmadığına ilişkin Ankara Numune Hastanesi’ne yazılan yazıya cevap verildiğini anlatan mahkeme başkanı, Arslan’ın akıl durumunun yerinde olduğunu, akıl hastalığına yakalanmadığının anlaşıldığını ifade etti. Sanık Arslan’a, “Raporun akıllı diye gelmiş, itirazın var mı?” diye soran mahkeme başkanına Arslan, “İtirazım yok.” derken, Karadeniz, “Akıllısın yani.” dedi.
Danıştay’a saldırıdan bir gün önce 16 Mayıs 2006’da Danıştay binası önünde saldırgan Alparslan Arslan’ı iki kişiyle birlikte gördüğünü ifade eden tanık Aysel Sağlam, elleri çantalı bu kişilerin, avukat olduğunu tahmin ettiğini vurguladı. Sağlam, duruşma salonunda bulunan Arslan’ı teşhis etti. Mahkeme, sanık Alparslan Aslan, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Osman Yıldırım, Tekin İrşi, Süleyman Esen ve Aykut Metin Şükre’nin tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 18 Ekim 2006’ya erteledi.
Baba Arslan'a 'suçluyu övme' soruşturması
Bu arada Danıştay davasıyla ilgili geçtiğimiz duruşmada açıklamalarda bulunan saldırgan Alparslan Arslan’ın babası İdris Arslan hakkında ‘suçu ve suçluyu övmeden’ soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında duruşmayı izlemeye geldiği sırada gözaltına alınan baba Arslan ifade verdi. “Ben bu millet için pırıl pırıl oğlumu feda ettim.’’ diyen Arslan, Cumhuriyet Gazetesi’nden de davacı olacağını söyledi.

Eczaneye neşter paketi Bakanlar Kurulu'nda
SAĞLIK Bakanlığı'nın hazırladığı eczanelere yeni düzen getiren yasa taslağı önceki gün Bakanlar Kurulu'na sunuldu. Taslakta eczanelerin açılmasından, eczacıların çalışma sistemine bir dizi yenilik getiriliyor. Yasa taslağında eczanelerin açılması için nüfus şartı yer alıyor. Nüfusu 20 bine ulaşan bölgelerde 2 bin 500 kişiye bir, nüfusu 20 bin ve üzerinde olan yerlere ise 3 bin 500 kişiye bir eczane açılabilecek. Mevcut eczaneler bunun dışında tutulacak.
Yasa çıktıktan sonra eczacılık fakültelerinden mezun olanlara da yeni yükümlülükler getirilecek. Yeni mezunların eczane açmasına hemen izin verilmeyecek, bir yıl boyunca eczanelerde çalışmaları zorunlu olacak. Yasanın çıktığı tarihte son sınıf öğrencisi olanlar bu uygulamadan muaf tutulacak.
TBMM Sağlık Komisyonu Sözcüsü Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan, her yıl Türkiye genelinde 500 eczane açıldığını belirterek, 'Bundan sonra gelişigüzel eczane açılamayacak' diye konuştu. Varan, açılacak eczaneler arasına mesafe şartının getirilmesiyle ilgili ise 'Bu konuda ısrarcı olduk ancak komisyonda kabul edilmedi' dedi.
Deniz GÜÇER

AB: "301 konusu kapanmadı"
Kretschmer, "değişiklik İlerleme Raporu'na yansır" dedi
AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Kretschmer, TCK'nın 301'inci maddesinden yargılanan yazar Elif Şafak'ın beraat etmesinin olumlu olduğunu, ancak konunun kapanmadığını söyledi. Hükümetten ise, ''kafalar değişmedikçe, yasaların değişmesi sorunları çözmez'' açıklaması geldi.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'ndaki bir tanıtımın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kretschmer, "fikirlerini demokratik şekilde ifade ettikleri için birçok kişi hakkında dava açılmasına neden olan 301'inci maddenin kaldırılması ya da en azından yeniden düzenlenmesi gerektiği konusunda ısrarcı olduklarını" belirtti.

Söz konusu maddeye karşı yeni TCK'nın kabulü sırasında da eleştirilerinin olduğunu, ancak üyelik müzakerelerinin başlaması yolunda çok geç bir zamana rastlaması nedeniyle ekstra koşul getirmek istemediklerini kaydeden Kretschmer, "ancak bunun iyi bir madde olmadığını ve uygulamayı görmemiz gerektiğini söyledik. Gördüğümüz uygulamaysa fikirlerini ifade eden kişilere karşı açılan sonu gelmez davalar oldu" dedi.
Hükümetin 301'inci maddede değişikliğe gidilebileceğinin sinyallerini verdiğinin hatırlatılması üzerine Kretschmer, "bana göre, 301'inci maddede yeniden düzenleme yapılıp yapılmayacağı bile belli değil. Hükümet içinden farklı sesler geliyor. Uygulamayı bekleyelim diyenler var" dedi.
Kretschmer, bazılarının sorunu 301'inci maddenin değiştirilmesinden çok, 'zihinsel bir problem' olarak tanımladığının hatırlatılması üzerine de, "bunda doğruluk payı var" ifadesini kullandı.

'Savcıların düşünmeden giriştikleri hareketler ve bazı davacıların anlaşılamayan iddialarının problem yarattığını' savunan Kretschmer, Dokuzuncu Uyum Paketi'nden olumlu sonuçlar çıkması ya da 301'inci maddede yapılacak olası bir değişikliğin, doğal olarak İlerleme Raporu'na yansıtılacağına işaret etti.

AK Parti: "Kafalar değişmeli"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da, 301'inci madde değişikliğiyle ilgili olarak, ''onu değiştirdiniz zaman, onun yerine uygulamak istiyorsa (savcıların) başka bir madde bulamayacağını nereden biliyorsunuz? Bu yasa işi değil, kafa işidir. Kafalar değişmedikçe, yasaların değişmesi sorunları çözmez'' dedi.
Parti Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen Yazıcı, Elif Şafak davası konusunda da şu ifadeleri kullandı:

''Sanırım çoğumuz bu davaya konu romanı okumuş değiliz. Orada ne yazıyor, ne dendi? Savcı iddianamesinde neleri alıntıladı, iddiası ne? Bunu da belki çok yakinen biliyor değiliz. Ha hangi maddenin uygulanması istendi? Şu maddenin. Bunun öznesi kim? Ünlü bir yazar. Niye? Romandan alıntı yaptı. Dava açtı. O zaman 'bu madde kalksın.'

Ben tersini söylüyorum. Niye madde kalksın diyoruz? Bir de şunu söylesek. Maddeyi kaldırmayalım da adamı değiştirelim. Davayı açana bakalım. Niye dava açmış, niye açıyor? Dava açılacak bir şey mi? Açılacak bir şey değilse, niye açmış? Onun üzerinde duralım.
Sadece dava açanlar sorumsuz, onlar hiç sorgulanamaz, onlar hiç eleştirilemez. Dava mı açtı? Hangi maddenin uygulanmasını istiyor? Şunu. 'Ha o madde kaldırılsın, değiştirilsin.' Bunu çok sağlıklı bir yaklaşım olarak görmüyorum."

"301 benzerleri AB'de de var"

TCK'nın 301'inci maddesine ilişkin düzenlemenin Avrupa Birliği'ne üye pek çok ülkenin mevzuatında olduğunu söyleyen Yazıcı, "301'inci maddeyi çok dikkatlice okursanız maddenin sonunda 'eleştiri amacıyla yapılan görüş açıklamaları suç oluşturmaz' deniliyor" dedi.

"Biraz sakin olmalıyız" diyen Yazıcı, bazı siyasilerin ve hukukçuların tutum ve davranışlarını onaylamanın mümkün olmadığına da işaret etti.

Belediyeler gelir artışı bekliyor
Türkiye Belediyeler Birliği ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, belediyelerin yıllardır beklentisi olan yerinden yönetim yetkilerinin artırıldığını belirterek, ‘’Bir eksiğimiz kaldı, o da belediye gelirlerini artıracak kanunun çıkarılması. Belediye başkanları olarak bunun beklentisi içerisindeyiz’’ dedi.
Durak, hazırlanarak Bakanlar Kuruluna sunulan Özel İdare ve Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı ile ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, hükümet ve TBMM’de 50’nin üzerinde belediye başkanlığı yapmış milletvekilinin bulunduğunu hatırlattı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da belediye başkanlığından geldiğine dikkati çeken Durak, ‘’bu durumda belediyelerin yıllardır beklentisi olan yerinden yönetim yetkileri artırılmakta’’ dedi. Durak, şunları kaydetti: “Artırılan yerinde yönetim yetkileriyle birlikte yeni görevler de belediyelere veriliyor. Bunlardan dolayı hükümete teşekkür ediyoruz. Ancak, bütün bu yeni görev ve yetkilerle birlikte olması gereken bir eksik kaldı. O da belediye gelirlerini artıracak kanun. Bütün belediye başkanlarının beklentisi bu doğrultuda.’’

Müteahhitlerin kimlik sevinci
ADANA - Müteahhitler, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanan ve TBMM komisyonlarında görüşülen “Yapı Kanunu Tasarısı Taslağı”nın yasalaşması ile ilk defa bir kimliğe kavuşacaklarını belirtirken, taslağın yapı sektöründeki büyük bir boşluğu da dolduracağını bildirdiler. Anadolu Yapım Müteahhitleri Federasyonu Genel Başkanı İsmail Babacan, tasarının eksikliklerini tartışırken, düzenlemeler konusunda ise önerilerde bulundu. Babacan, tasarı ile ilk defa yapı kanunu adı altında bir düzenleme yapıldığını belirtirken, yıllardır tanımı yapılmayan yapı müteahhitliğinin de ilk kez bir kimliğe kavuştuğunu söyledi. Yasanın çıkması ile müteahhitlerin bir disiplin altına alınacağını vurgulayan Babacan, “Tasarının kanunlaşmasıyla sektör bir disiplin altına alınmış, çalışma şartları da belirlenmiş olacak. Kanunun uygulanması ile yapı sektöründeki dalgalanmalar da önlenecek” diye konuştu. Müteahhitlerin bir oda adı altında birleşememesinin en büyük eksiklikleri olduğuna işaret eden Babacan, “Bizim istediğimiz en önemli düzenleme odamızın olması. Düzenlemede
müteahhitler şahsi olarak faaliyet gösteriyorsa odalara müracaat edebiliyorlar. Tüzel kişilikse sanayi ve ticaret odalarına kayıt yaptırmaları gerekiyor. Ancak, sadece ticaret odasına kaydı yeterli değil. Düzenlemede müteahhitleri ve işçilerini ticaret odaları
eğitir diyor. Müteahhidi ancak başka bir müteahhit eğitebilir. Bu açık değil.
Amacımız çok başlılık oluşturmak değil, tecrübeleri birleştirerek yıllardan beri sektörel hizmet verenleri bir çatı altında toplamak” şeklinde konuştu.
Yasa bir an önce çıkmalı
Yasanın teklif edilen düzenlemelerle bir an önce çıkması gerektiğini belirten Babacan, yasa ile müteahhitlere ciddi para cezaları ve meslekten men gibi ağır yaptırımlar uygulanacağını da hatırlattı. Babacan, çeşitli durumlara göre müteahhitlerin yapı maliyetinin yüzde 1 ile yüzde 4’ü arasında değişen para cezalarına da çaptırılabileceğini söyledi.

Kanun yıl sonuna kadar değişmeli
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, 301’inci maddenin kaldırılmasını istedi.
Elif Şafak hakkında verilen beraat kararını olumlu olarak değerlendiren Lagendijk asıl önemli olanın, Türkiye’nin imajına zarar veren bu tür davaların açılmasına engel olmak olduğunu söyledi. Lagendijk, bu tür davaların açılmasının bile kötü olduğunu belirtti. Hükümetten 301’inci maddenin kaldırılmasını bir kez daha istediğini kaydeden Lagendijk, Türkiye’de pek çok kişinin de bu maddenin kaldırılmasını beklediğini ifade etti. Davacı avukatlarının, kendisinin mahkeme salonuna girmesine neden karşı çıktıklarını anlamadığını kaydeden Lagendijk, avukatların kendisinden bu kadar korkmalarını, ‘belki de gerçekten büyük avukatlar olmamalarına’ bağladı. Türkiye ile AB arasında bir tren kazası yaşanabileceği yorumlarına da karşı çıkan Lagendijk, sadece Kıbrıs konusunda bir sorunun yaşanabileceğini; bu konuda da Türkiye ile AB arasında bir uzlaşmanın sağlanacağına inandığını belirtti. Lagendijk, yıl sonuna kadar 301’inci madde ile ilgili bir gelişmenin yaşanması halinde bunun olumlu olacağını sözlerine ekledi. İstanbul, Zaman

'Rüyalarımı çaldılar' diyerek dava açtı...
Samsun'un Alaçam İlçesi'nde oturan emekli öğretmen Hasan Sancak, gördüğü ve notere onaylattığı bir rüyasının, 5 yıl sonra bir meşrubat firması tarafından reklam filmi yapıldığı iddiasıyla, ‘Rüyalarımı çaldılar’ diyerek dava açtı.
Hürriyet (DHA) -Samsun'da, daha önce gördüğü rüyasını notere onaylatan ve bu rüyasını bir kola üreticisi firmanın reklam film olarak kullandığını iddia eden emekli bir öğretmenin açtığı tazminat davasının görülmesine başlandı.
30 Kasım 2000 yılında gördüğü bir rüyayı ilginç bularak Bafra ilçesinde noter onaylattıktan sonra bu rüyayı 'reklam şirketlerine gönderen', 2005 yılında Coca-Cola firmasının kendisinden olur almadan reklam filmi haline getirip yurt içi ve yurt dışında yayınlattığını iddia eden emekli öğretmen Hasan Sancak'ın ilgili firmanın Türkiye Temsilcisi ve firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan hakkında açtığı 7000 YTL'lik tazminat davanın ilk duruşması bugün Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde yapıldı.
Duruşmaya Hasan Sancak ve her iki tarafın avukatları katıldı.
Duruşmada davalı firmanın avukatı, “Dava konusu olay ile ilgili olarak hiçbir iş, işlem ve tasarrufu bulunmayan müvekkil yönünden davanın sıfat (pasif husumet) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep ediyoruz” şeklinde dilekçe sundu.
Taraf avukatlarının davayla ilgili olarak gerekli delillerin sunulması için gün istemeleri üzerine duruşma ertelendi.
Emekli öğretmen Hasan Sancak'ın notere tastik ettirdiğini söylediği rüya şöyle:
“Rüyamda karnımın zil çaldığını fark ederek uyandım. saat gece 03.00 idi. Yataktan kalkarak mutfağa gittim. Buzdolabının kapağını açtım. İçinde yiyecek aradım. Ne yazık ki buzdolabında ve evde yiyecek hiçbir şeyin olmadığını gördüm. Açlıktan ayakta duracak dermanım kalmamıştı. Su ile karın doyurulmaz diyordum, birden aklıma misafir odasındaki bilgisayarım geldi. hemen misafir odasına koştum. Bilgisayarımı açtım, bilgisayar faresini elime alarak, internete geçtim. Büyük bir market aramaya başladım.
Uzun uğraşlardan sonra karşıma internette büyük bir süper market çıktı. Reyonlarda ne yoktu ki, tavuk, peynir, zeytin, sucuk, pastırma... Canımın çektiği hangi yiyecekler varsa, farenin imlecini o yiyeceklerin üzerine teker teker getirerek bir bir tıkladım. Her tıkladığım yiyecek benim buzdolabına üstten dolmaya başladı. Buzdolabını süper marketten ağzına kadar doldurdum. Sevincimden havalara zıplıyordum. Kendi kendime bolluk ne güzel şey diyordum. Birden aklıma bu yiyeceklerin parasını vermediğim geldi. Doldurduğum o yiyeceklerin hesabını yapmaya başladım. Hanımın seslenmesiyle tatlı düşten uyandığım zaman durmadan elimin ağzıma gittiğini, sanki o yiyecekleri yiyor gibi bir hal aldığını gördüm.”

Savcıya sürgün gibi tayin
AKP'li belde belediye başkanını rüşvetten tutuklama talebiyle mahkemeye sevk eden Büyükçekmece Savcısı bir hafta geçmeden Mardin'e tayin edildi.
Bir işadamından imar izni için 100 bin YTL rüşvet istediği iddiasıyla, AKP'li Belediye Başkanı Rafet Yıldız'ı tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk eden Büyükçekmece Savcısı Adil Kökçü, olayın üzerinden bir hafta geçmeden Mardin'e tayin edildi. Büyükçekmece'ye bağlı Tepecik Beldesi'nin AKP'li Belediye Başkanı Rafet Yıldız'ın inşaat yapmak için imar izni isteyen işadamı Hasan Bayraktar'dan 100 bin YTL rüşvet istediği idida edilmişti. Bu durumu akrabası Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mukadder Başeğmez'e anlatan Bayraktar, daha sonra olayı İstanbul Jandarma Alay Komutanlığı'na bildirmesi üzerine gözaltına alınmıştı. Geçtiğimiz hafta Büyükçekmece Cumhuriyet Savcısı Adil Kökçü'ye ifade verdikten sonra tutuklama istemiyle Nöbetçi Mahkeme karşısına çıkartılan 67 yaşındaki Yıldız, tutuklanarak Metris Cezaevi'ne gönderilmiş, ancak bir gün sonra yaş haddi nedeniyle tahliye olmuştu.

Şike davası
Bursalılar, Rize-Beşiktaş maçı için talep ettikleri Şike Komisyonu hakkında bilgi vermeyen Federasyon’u şikayet etti
FUTBOL Federasyonu’nun başı şimdi de Bursaspor kulübüyle dertte... Yeşil-Beyazlı kulübün Lemi Keskin ve Gökhan Celbiş isimli iki kongre üyesi, 2004 yılında oynanan Çaykur Rizespor-Beşiktaş maçıyla ilgili olarak Şike Tahkik Komisyonu kurulup kurulmadığına ilişkin istedikleri bilginin kendilerine verilmemesi üzerine, Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusu yaptılar.
GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA
KESKİN, gazetelerde çıkan haberlerin ihbar kabul edilip komisyon kurulmasını talep ettiklerini ancak Federasyon’un yasal sürede kendilerine yanıt vermediğini belirterek, ‘Federasyon üyeleri devlet memuru statüsünde görev yapar. Görevi ihmal ve suistimalden, ayrıca ihbara rağmen komisyon kurmadığı için görevi kötüye kullanmak suçundan savcılığa başvurduk’ dedi.
22.09.2006

Bizimki onur davası

Eski sevgilisi Özcan Deniz ve Şenol İpek için 'Biseksüel' diyen manken Şebnem Schaefer'a mahkeme yolu gözüktü. 3 avukatıyla görüşen Deniz, ceza ve tazminat davası açıyor. Özcan'ın avukatlarından Oğuz Müftüoğlu, 'Bant kayıtlarını inceledik. Pazartesi günü Şebnem Schaefer'a dava açıyoruz. Hem tazminat hem de ceza davası... Henüz bir rakam belirlemedik. Davayı kazanalım da para alalım derdinde değiliz. Bu olaya onur davası olarak bakıyoruz. 25 yıllık avukatlık geçmişime dayanarak şunu söyleyebilirim ki, davayı kazanma ihtimalimiz çok yüksek' dedi.

Özcan Deniz de suskunluğunu internet sayfasındaki yazısıyla bozdu. Deniz, 'Önümüzdeki yıl çekeceğimiz dizinin ilk 13 bölümünün hikayesini tamamladım. Ayrıca, romantik-komedi tarzındaki sinema filmimin senaryosunu da bitirdim. Albümümün repertuar aşaması da tamamlandı. Bütün bu işleri yaparken kesin bir konsantrasyona ihtiyaç duyuyorum. Fakat, birileri bunu dağıtmak için çirkin ve tehlikeli hamleler yapıyor' dedi.

Özcan'ın partnerini bile açıklayabiliriz

Şebnem'İn annesi Lale Schaefer: Duyduğuma göre Özcan Deniz 5 trilyonluk bir maddi tazminat davası açmayı kararlaştırmış. Acaba kendisi 5 trilyon eder mi? Şenol için biseksüel dedik, ortağı Serdar Aslan ise homoseksüel olduğunu söyledi. Söylediklerimizde hiç yalan yok. Özcan isterse partnerlerini de söyleyebiliriz.

Özlem UÇAR


Tacizle suçlanan Üstündağ beraat etti


Mehmet Üstündağ hakkındaki taciz suçlamasından aklandı
Halter bayan milli takımının eski antrenörü Mehmet Üstündağ sporculara cinsel taciz suçlamasıyla yargılandığı davada beraat etti.

Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesi, 20 yıl dokuz aya kadar hapis cezası istenen Mehmet Üstündağ'ı suçsuz buldu.

Yargıç Tayyar Köksal, Üstündağ'ın, üzerine atılı ''ırza tasaddi, eğitim ve terbiyesi altındakilerine fena muamele ve hürriyeti tahdit'' suçlarından ayrı ayrı beraatine karar verdi.

Köksal, Mehmet Üstündağ'ın tahliyesi sırasında ödediği kefalet ücretinin de iadesine karar verildiğini belirtti.

Milli halterciler Aylin Daşdelen, Sibel Şimşek ve Şule Şahbaz, cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla, eski milli takım antrenörü Mehmet Üstündağ aleyhine iki yıl önce dava açmıştı.


Şükür'e suç duyurusu

Milli futbolcu Hakan Şükür'ün kendisini İstanbul Florya'daki bir alışveriş merkezinin otoparkında darp ettiğini ileri süren Sevinç Parlak suç duyurusunda bulundu. Parlak'ın, Hakan Şükür'ün özür dilemesine rağmen şikâyetinden vazgeçmediği öğrenildi. Şükür'le park yüzünden tartıştığını öne süren Parlak, ünlü futbolcunun hakaret ettiğini, omzuna yumruk attığını ve kolunu sıktığını iddia etti. Güvenlik görevlilerinin Şükür'ü zorla arabasına bindirdiklerini öne süren Parlak, darp raporunu da savcılığa sundu.

MERKEZ


Kanaltürk sunucusuna tecavüz girişimi iddiası

Kanaltürk’te sunuculuk yapan manken ve oyuncu Melike Emiroğlu’na Sinanoba’daki bir sitenin otoparkında tecavüz girişiminde bulunduğu iddia edilen H.H.Ş. tutuklandı.

İddialara göre, Melike Emiroğlu dün saat 01.00 sıralarında otomobiliyle Büyükçekmece’deki evine doğru giderken, yolda daha önceden tanıdığı H.H.Ş. tarafından durduruldu.

Otomobile binen H.H.Ş., tehditle otomobili bir sitenin otoparkına çektirdi. Genç sunucu Melike Emiroğlu, H.H.Ş’nin burada kendisi ile birlikte olmak istediğini söylemesi üzerine bağırmaya başladı. İkili arasında otomobilin içinde arbede çıktı.

Otomobildeki hareketliliği gören site sakinleri durumu polise bildirdi. Kısa süre sonra polislerin geldiğini gören H.H.Ş, Melike Emiroğlu’nu otomobilden atarak kaçtı. Polis merkezine götürülen Melike Emiroğlu, ifade vererek H.H.Ş’un kendisine tecavüz girişiminde bulunduğunu anlattı ve şikayetçi oldu.

Sabah saatlerinde gözaltına alınan H.H.Ş ise verdiği ifadede hakkındaki iddiaları reddetti. Melike Emiroğlu’nun sevgilisi olduğunu öne süren H.H.Ş, "Sevişmek istedim, reddetti. Daha sonra şikayetçi olmuş" dedi. Polisteki işlemlerinin ardından Büyükçekmece Adliyesi’ne çıkartılan H.H.Ş, tutuklanarak cezaevine konuldu.

(Hürriyet)


Y A Z A R L A R


Çok bekleriz

Okay Gönensin - VATAN

Sahne korkunç. Üzerlerinde avukat cüppesi bulunan bazı kişiler bir yazarın mahkûm olması için boğazlarını yırtıyor.

Avukatlık mesleğinin, insanın haklarını korumak, hem de sonuna kadar korumak mesleği olduğunu unutmuşlar.

Yazar Elif Şafak “Türklüğe hakaret” iddiasıyla yargılandığı mahkemede beraat etti. Bu dava için yine aynı avukat cüppeli kişiler suç duyurusunda bulunmuştu.

Bu kişilerin ve onlar gibi düşünenlerin istedikleri Türkiye’nin, İran-Suriye civarı bir ülke olduğu ortada. Ama bu kişilerin böyle utanç verici bir eylemi herkesin gözü önünde yapmaları, daha önceki bazı eylemleri de hatırlandığında iyice anlaşılmaz oluyor.

Dünyanın hemen bütün yayın organlarında bu kişilerin durumu yer alıyor.

Türkiye’de böyle kişilerin bulunduğunu bütün dünya öğreniyor, ama bu kişiler utanmamakta kararlı görünüyor. Ülkelerini nasıl bir duruma düşürdüklerini de anlamamakta ısrar ediyorlar.

***
>
Elif Şafak davası, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesini her türlü düşünceden korkanların istedikleri gibi kullanabilmesi sorununun ilk ve son örneği değil.

Bu maddeyle ilgili olarak hükümet bir anlamda “ipe un serme” tavrını koruduğu için Türkiye’yi utandırmakta ısrar eden gruplar kendilerine oyun alanı bulabiliyor.

Başbakan Erdoğan’ın dün Elif Şafak’ın beraat kararını öğrendikten sonra söyledikleri yine bir kafa karışıklığının sürdüğünü gösteriyor:

* Başbakan beraate sevinmiştir, ama 301’nci madde ve benzeri durumlarla ilgili açık bir fikre sahip değildir.

* Özgürlükleri ve demokrasiyi savunması beklenen (çünkü kendisine sol ve sosyal demokrat demektedir) CHP’nin tutumu ise mahkemeyi basan avukat cüppeli kişilerden daha farklı değildir.

Dünyada yasakçı kafalı, en temel konularda radikal sağ ile aynı tavırları alan tek sosyal demokrat parti Türkiye’dedir.

İktidarıyla muhalefetiyle demokrasi konusunda net fikirlere sahip olmayan bu Ankara’nın Türkiye’yi çağdaş ve ileri ülkeler düzeyine getirmesini bekliyoruz!..

Elif Şafak olayı ve son günlerde söylenen sözler ne yazık ki “daha çok beklersiniz” diyor.


İnsafsız takdire Maliye `bakacak`

ERDOĞAN SAĞLAM - MİLLİYET


Maliye, emlak vergisi takdirlerindeki ikinci artışı incelemeye aldı. Hatadan dönmek için yasanın yazımı değiştirilmeli

Emlak vergisine esas olan takdirlerdeki insafsız artışlar vatandaşların olduğu kadar Maliye`nin de tepkisini çekti. Bakan Kemal Unakıtan`ın `İnceleteceğim` dediği konu üzerinde Maliye bürokratları çalışıyor. Önce, takdirlerin yeniden yapılmasına olanak veren yasal düzenlemenin ne dediğine bakalım. 12 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5538 sayılı Kanunla yapılan düzenleme, emlak vergisine baz alınan değerlerin düşürülmesi amacıyla çıkarıldı. Ancak madde yazılırken bu iyi ifade edilemedi. Yasada zaaf var

`Düzeltilmesi gerek görülen` takdir kararlarının yeniden takdir edilmesi öngörüldü. Yapılacak takdirlere göre kasım ayında yeniden hesaplanacak vergiden birinci taksidin düşülmesi, kalan tutarın ikinci taksit olarak ödenmesi, yeni hesaplanacak verginin birinci taksitten düşük çıkması halinde ise ödenen fazla verginin iade edilmesi hükme bağlandı. Görüldüğü gibi amaç düşürülmesi olsa da madde metni her iki yönde de düzeltmeye imkan verecek şekilde kaleme alınmış. Nitekim takdir komisyonları ve belediyeler de konuyu böyle yorumladı. Yanlış yanlışla düzeltilemez

Artışların yasal olmadığı söylenemez. Sadece etik olmadığı söylenebilir. Çünkü belediyeler yasanın verdiği bir fırsatı kullandılar. Maliye, `Yapılan artışlar yasal değil, yasa sadece indirime imkan veriyordu` diyebilir mi? Bizce diyemez. Çünkü belediyelerin yaptığı işlem yasal. Ortaya çıkan tabloyu düzeltmek ancak yeni bir kanunla mümkündür. Yanlış yanlışla düzeltilemez... Kasımdan önceki harca fark yok

Yapılan yeni takdirler 2006 başından itibaren geçerli. Bu nedenle 2006 emlak vergisinin yeni takdirlere göre kasım ayı içinde yeniden hesaplanması ve ödenecek ikinci taksidin buna göre belirlenmesi gerekiyor. Kasım ayında hesaplanacak yeni emlak vergisi tutarları, kasımdan önce gerçekleşen emlak satışlarına ilişkin tapu harcı matrahını etkileyebilir mi? Bunun cevabı, `Kesinlikle hayır` şeklindedir. Aksi yöndeki açıklamalar hatalıdır. Gerçekten, emlak satışlarında emlak vergi değerinden az olmamak üzere beyan edilen devir bedeli üzerinden tapu harcı ödenmesi gerekir. Devir tarihi itibariyle geçerli olan emlak vergi değerleri esas alınarak tapu harcının ödenmiş olması yeterlidir. Daha sonra çıkarılan bir kanuna dayanılarak emlak vergi değerlerinin artırılmış olması, ödendiği tarihteki kurallara ve yasal duruma göre doğru olan tapu harcının düzeltilmesini gerektirmez. Bir hukuk devletinde vatandaşlara böyle geriye dönük işlem yapılamaz. Yeni değerler ancak kasımdan itibaren geçerlidir. `Takdirler geçersiz sayılsın`

ANKARA Milliyet

CHP Milletvekili Akif Hamzaçebi, takdir komisyonlarının bu yıl için belirlediği emlak vergisi oranlarının geçersiz sayılması için hazırladığı kanun teklifini TBMM Başkanlığına sundu. Ankara Ticaret Odası Başkanı sinan Aygün de, Belediye Gelirleri Yasa tasarısı ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, `Bir tek gözünüzün üzerinde kaş var vergisi yok. Hepsine dava açacağız` dedi. erdogan.saglam@bdodenet.com.tr


Toplu işçi çıkarma hükümlerine uymamanın yaptırımı
İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK ( Soru ve Cevap) / Resul Kurt
Daha önce, 1475 sayılı İş Kanunu'na göre, topluca veya bir ay içinde toplam en az on işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesi toplu işçi çıkarma olarak değerlendirildiği halde, 4857 sayılı yeni İş Yasası'nda, işyerinde çalışan işçi sayısı;
a) 20 ile 100 işçi arasında ise en az 10 işçinin,
b) 101 ile 300 işçi arasında ise en az yüzde on oranında işçinin,
c) 301 ve daha fazla ise en az 30 işçinin,
işine 17'nci madde uyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesi toplu işçi çıkarma sayılmıştır. Herhangi bir neden ile toplu işçi çıkarmak durumunda kalan işverenlerin bu durumu en az otuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye iş Kurumuna bildirmek zorundadır. Yapılacak bildirimde, işçi çıkarmanın sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe son verme işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin bilgilerin bulunması zorunludur.
Kanunun toplu işçi çıkarma hükümlerini düzenleyen 29. maddesine göre, işveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırmak durumundadır.
İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı suretle faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az otuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumu'na bildirmek ve işyerinde ilan etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır.
Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin işten çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarak yapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz.
İş Kanunu'nun 100. maddesine göre, 29'uncu maddedeki hükümlere aykırı olarak toplu işçi çıkaran işveren veya işveren vekiline 2006 yılında işten çıkardığı her işçi için 312.-YTL para cezası verileceğinden, toplu işçi çıkarmaya ilişkin işlemlerde dikkat edilmesi gerekecektir.
Çalışmayan işçinin sigorta primi yatabilir mi?
Halen şirket ortaklığımdan dolayı Bağ-Kur kapsamında sigortalıyım. Bağ-Kur'dan önce 3101013841720 sigorta sicil numarası ile 21.10.1981 tarihinde başlayan ve 1984 yılında biten sigortalılığım mevcuttur.
2004 yılında Bağ-Kur İl Müdürlüğü'ne başvurarak SSK'da geçen hizmetlerimin birleştirilmesini istedim. Gerekli yazışmalar yapıldıktan sonra hizmetlerim birleştirildi ama bu arada ilginç bir durum ortaya çıktı "Ben sigortalı olarak çalıştığım işyerimden 1984 yılı sonunda ayrıldıktan sonra bu işyerinde 1987/03 döneminde 60 gün, 1988/02 döneminde 60 gün sigortalı gösterilmişim. Bu konuda benim hiçbir bilgim bulunmamaktadır. SSK İl Müdürlüğü Bağ-Kur'a yazmış olduğu cevap yazısında benim hizmetlerimin 1988 yılına kadar aralıksız (prim günüm olmamasına rağmen) devam ettiğini bildirmiş. Bağ-Kur İl Müdürlüğü de bu yazıya istinaden benim 1985 yılında vergi dairesi kaydı ile başlayan sigortalılığımı iptal ederek 01.07.1988 tarihinden itibaren başlatmıştır. Burada benim yaklaşık olarak 3,5 yıl kaybım olmaktadır. Acaba kurumların yaptığı uygulama doğru mudur? çakışan hizmetten dolayı silinen hizmetlerimin ihyası mümkün müdür? Sizin değerlendirmenize göre ne zaman emekli olabilirim?
Cemil Aydınlar
Değerli okurumuz, Türkiye'de sigortalıların hangi sosyal güvenlik kuruluşunun kapsamında bulunacağı statülerine göre belirlenmiştir. Bağımsız çalışanlar, esnaf ve sanatkarlar Bağ-Kur, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi olarak çalışanlar TC Emekli Sandığı ve bir hizmet sözleşmesine dayanarak sigortalı olarak çalışanlar ise SSK tarafından sosyal güvenceye kavuşturulmaktadırlar.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 2. maddesinde; "Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar" denilmek suretiyle sigortalılık kavramına açıklık getirilmiş ve kimlerin SSK'ya tabi sigortalı sayılacağı belirtilmiştir.
506 sayılı kanuna tabi sigortalı sayılmak için gereken ana koşul, çalıştırılanların yapmakta oldukları işi bir iş sözleşmesine dayalı olarak yapmalarıdır. Diğer iki koşul ise işin işverene ait işyerinde veya işverenin talimatları doğrultusunda başka bir yerde yapılması ile çalışanın 506 sayılı kanunun 3. maddesinde sayılanlar arasında bulunmamasıdır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 6. maddesinde, çalıştırılanların, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacağı, sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin, sigortalının işe alındığı tarihten itibaren başlayacağı, dolayısıyla sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği belirtilmiş bulunmaktadır. Bu hükümler karşısında, bir kimsenin sigortalı sayılması için işverenle arasında hizmet akdi bağının bulunması yeterli olmaktadır. Bu şartların bulunmadığı durumlarda sigortalılıktan söz edilemeyecektir.
İşverenler, işe aldıkları işçileri bildirmek zorunda oldukları gibi, işten ayrılan işçileri de bildirmek zorundadır. Ancak, sizin 1984 yılında ayrıldığınız işyerinizden henüz çıkışınız yapılmamıştır. SSK Müdürlüğü, sizin dosyanıza baktığında halen işyerinizden çıkışınızın yapılmadığını, dolayısıyla iş sözleşmenizin devam ettiğini kabul ettiğinden 1984 yılından sonraki çalışmaları da dikkate almış. Çünkü kamu kurumları yasal belgelere göre işlem yapmak zorundadır. Bu durumda sizin yapmanız gereken hem işveren hem de SSK aleyhine iş mahkemesinde dava açarak, işten çıkış tarihinizi tespit ettirip iş sözleşmesine bağlı çalışmadığınız 1987-1988 yıllarındaki hizmetlerinizi iptal ettirmektir. Bağ-Kur'dan emekli olabilmeniz için 25 tam yıl prim ödemeniz gerekmektedir. Oysa, son 3,5 yıl SSK'na prim ödemeniz halinde (21.10.2006 tarihinden sonra) SSK'dan emekli olabilirsiniz.

Benzin istasyonları neyi bekledi?
Yavuz Semerci (22.09.2006)
VATAN
Dün kaldığımız yer özetle şöyledi: 14 bin akaryakıt bayii, lisans alabilmek için neden son başvuru tarihi olan 20 Aralık 2004’ü bekledi?
Bu soru etrafında kamuoyuna yansıyan tüm tarafların görüşlerini özetlemekte fayda var. Böylece akaryakıt dağıtım firmalarına verilen 1.1 milyar dolar gibi tarihte görülmemiş cezanın gerekçelerini ve gerekçelerinin tutarlı olup olmadığını anlayabileceğiz...
Tamamlayıcı bir bilgi aktarayım: Dağıtım firmaları lisans almayan akaryakıt istasyonlarına ikmal yaptıkları için ceza yedi. Lisans alamayan istasyonlar bugün ne durumda? Bu sorunun yanıtı sandığınız tersi... Yüzde 99’u faal ve lisanslı satış yapıyor. Yani ortada ya EPDK’nın lisans vermekte gecikmesi var ya bayi eksik evrak nedeniyle zamanında lisans alamadı ya da her ikisi birden...
Anlaşıldığı gibi, cezanın nedeni, birilerinin faturasız kaçak akaryakıt satmasından kaynaklanmıyor. Tam tersine; cezaya konu olan eylem, lisans alamadığı ileri sürülen bayilere faturalı mal sattıkları için ispat edilebildi!
Özetle yeni kanuna uyum süreci 1 yıl değil de 1.5 yıldır maddesi konulsa bugün gündemdeki bu cezalar da olmayacaktı...
***
Baştaki soruya dönelim: Bayiler başvurmakta neden geç kaldı?
Bir bayi anlatıyor:
“EPDK 17 Haziran’da lisans tebliği yayınladı. Lisans başvuru dosyasına konulması gereken evrakları tamamlamak zaman aldı. Onlarca kamu kurumuyla muhatap olduk. Bir noktada tıkandık. İstenen belgelerden biri GSM (Gayri Sıhhi Müessese Ruhsatı) idi. Türkiye’de hiçbir belediye bu ruhsatı o gün vermedi. Çünkü TBMM’de yeni bir yasa çıkıyordu ve GSM Ruhsatları için yeni bir düzenleme getiriyordu. Belediyeler bunu bekledi. Yasa sonunda çıktı ancak Köşk’ten geri döndü. Süre uzadı. Bu nedenle istasyonlar GSM belgesini kendi iradeleri dışında geç aldı.”
Bunu not aldık. Devam edelim.
20. 12. 2003 tarihinde yasalaşan 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu diyor ki, “Lisans alması gereken faaliyet yürütenler (akaryakıt dağıtım şirketleri, istasyonları kanunun yayım tarihinden itibaren 1 yıl içinde durumlarını kanuna uygun hale getirerek, kurum (EPDK) tarafından istenecek bilgi ve belgelerle kuruma başvurmak zorundadır. Başvurusunu yapmış ancak işlemlerini tamamlayamayan kişilere faaliyetlerinin devamı için üç ayı geçmemek üzere ek süre verilmesinde kurum yetkilidir.”
Nitekim binlerce bayi GSM veya başka bir nedenle EPDK’ya başvurusunu, son gün olan 20 Aralık 2004’te tamamlıyor. Kanun ve ilgili tebliğ, EPDK’ya da “60 gün içinde lisans başvurusunu kabul veya ret yönünde tamamlamak zorundasın. Ayrıca başvuru sahibine evraklarının tamam olup olmadığını 10 gün içinde bildir” talimatını veriyor.
***
Manzara tam Türkiye’ye özgü şekilde seyrediyor. Her şey son dakikaya sıkışmış ve kanuna göre 21 Aralık 2004 tarihi itibarıyla hemen hemen tüm benzin istasyonlarının kapısına kilit vurulmak zorunda. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) kilitlenen süreci aşmak için 3 aylık süre uzatımına gidiyor ve 21. 03. 2005 tarihi uyum için son gün olarak tespit ediliyor. Yani o güne kadar benzin istasyonları lisans almalarına gerek olmadan işlerine devam etme hakkı kazanıyor.
Bu noktada akaryakıt dağıtım şirketleri sözleşme yaptıkları bayilere akaryakıt ikmali yapmaya devam ediyor. Ancak konuştuğum bir akaryakıt dağıtım şirketi yetkilisi şu açıklamayı yaptı: “O gün itibarıyla, bayilerimize sorduğumuzda ’başvurumuzu yaptık, neticesini bekliyoruz’ yanıtını alıyorduk. Onlara da bilgi verilmemişti. Bu nedenle kimin lisans alıp almadığını bilmemize imkân yoktu. Kanuna göre lisans alamayan benzin istasyonlarının mühürlenmesi lazım. Eğer mühürlenmemiş ise bayimizle ilişkimizi, onunla yaptığımız özel sözleşme gereği sürdürmek zorundayız.”

Meclis’te ‘sosyal şart’ komedisi
Özgür Müftüoğlu - Evrensel
Meclis, bu ayın başlarında ABD’nin Lübnan’a asker gönderme isteğini yerine getirmek için toplandıktan sonra şimdi de AB’nin arzularını yerine getirmek üzere olağanüstü toplandı. Meclis gündeminde 8 Kasım’da AB’nin Türkiye için vereceği İlerleme Raporu’na kadar yetiştirilmesi gereken 9 yasa teklifi var.
AB’nin isteği ile Meclis gündemine gelen yasa tekliflerinden ilki özel eğitim kurumlarına ilişkin. Meclis görüşmelerinin henüz başında AKP adına söz alan Erzurum Milletvekili Özer Özyılmaz’ın sunuş konuşmasının en başındaki sözleri yasanın nasıl bir içeriğe sahip olduğunu açıklıyor. Sayın milletvekilinin sözleri aynen şöyle: “Değerli arkadaşlar, AKP Hükümeti’miz geçtiğimiz dört yıl içerisinde demokratikleşme, ekonomi, sağlık, sosyal güvenlik ve ulaşım alanlarında ve daha pek çok alanlarda yapmış olduğu reform niteliğindeki güzel çalışmalardan sonra, şimdi de, eğitim sistemimizin çok önemli bir sorununu çözmek üzere Özel Öğretim Kurumları Yasası’yla Yüce Meclis’in huzuruna gelmiş bulunuyoruz.”
Evet, AKP Hükümeti demokratikleşmeyi, ekonomiyi, sağlığı, sosyal güvenliği nasıl “hallettiyse” şimdi de yine, AB’ye de uyarak eğitimi “halletme” yolunda. Getirilen yasa özetle, yabancı okullarıyla ilgili bazı düzenlemelerin yanı sıra, eğitimde özelleştirmeyi ve özel okul işleten sermayedarların kârlarını daha da artırmasını sağlayacak biçimde desteklenmelerini içeriyor.
Milletvekillerini sonbaharın bu en güzel günlerinde Meclis’e getiren AB uyum yasalarının diğerleri ise İskan, Mesleki Yeterlilik, Tohumculuk, Kamu Denetçiliği, Vakıflar ve Sayıştay kanunlarında değişiklik öngören ya da bütünüyle yeniden düzenlenen kanun tasarıları. Hiç kuşkumuz yok ki sayın milletvekilleri her zaman olduğu gibi bu konularda da uluslararası ve ulusal sermaye ile kimi cemaat ve tarikatların çıkarları doğrultusunda gerektiği gibi ellerini kaldırıp, bir kez daha “yüce” görevlerini ifa edeceklerdir.
Ancak, getirilen yasa teklifleri içerisinde öyle iki tanesi vardır ki ne sermaye ne de başkaları değil, bizim kimi sendikacı dostlarımızın AB’yi savunmadaki en önemli argümanları olan Avrupa Sosyal Şartı (ASŞ) ve ASŞ’de değişiklik getiren protokolün onaylanmasına ilişkin yasa tasarılarıdır. Onlar için ASŞ öylesine önemlidir ki bu olunca ne AB’nin sermaye çıkarlarına hizmet eden bir örgüt olmasının ne de tüm üyelerine ve Türkiye gibi aday ülkelere yeni liberal politikaları dayatmasının hiçbir önemi yoktur. Hatta AB ülkelerinde giderek gerileyen emekçi haklarının da hiçbir anlamı yoktur. Hele, Türkiye ASŞ’yi bir onaylasın emekçinin ne örgütlenme ne ücret, ne de sosyal güvenlik gibi hiçbir derdi kalmayacaktır.
Sendikacı dostlarımızın yıllardır yolunu gözledikleri ASŞ nihayet Meclis onayından geçmek üzere gündeme geldi derken, yasa Meclis’te görüşülmeye başlanacağı sırada traji-komik bir olay oldu. Yasa tekliflerini hazırlayan Çalışma Bakanlığı, Meclis Komisyonu’nun üyeleri ve AKP milletvekilleri, (yasayı hazırlarken yazdıklarını hiç okumamış olmalılar ki) birden “Çalışanlar ya bu anlaşmaya dayanarak iyi bir yaşam ücreti talep ederlerse” diye telaşlanıp ASŞ’yi son anda geri çektiler.
AKP’nin bu tavrı, aslında Macaristan Başbakanı’nın itirafından farksızdır. İşin trajik olan yanı, her şey bu kadar açık seçik ortadayken, yarın seçim olsa yine milyonlarca emekçinin bu partiye oy verecek olmasıdır. Komik olan ise AKP, vekilleri ve bürokratlarının cehaletidir. AKP’liler sanırım bizim sendikacılardan etkilenmiş olmalılar ki ASŞ’Yİ ciddiye almış ve geri çekmişlerdir. Oysa ASŞ, AB’nin en gayrı ciddi belgesidir. Onaylayan ülkeler ASŞ’yi inisiyatifleri doğrultusunda gibi eğip, büküp kendi istedikleri hale getirebilirler. Ayrıca, ASŞ’yi uygulamamanın da herhangi ciddiye alınır bağlayıcılığı yoktur.
Sözün özü: ASŞ, AB’nin emekçileri uyutmak için getirdiği, doğru dürüst hiçbir yaptırımı olmayan göstermelik bir düzenlemedir. Türkiye’de sendikacıların önemli bir kısmı maalesef bu uyutmanın bir parçası olmuştur. Ama şunu da itiraf etmek gerekir ki sendikacı dostlar bunu öylesine iyi yapmışlardır ki Çalışma Bakanlığı bürokratlarını ve AKP milletvekillerini bile ASŞ’nin emekçilerin haklarını geliştireceği yönünde (inandıramasalar bile) şüpheye düşürmeyi başarmışlardır. Kendilerini tebrik ediyorum.

Baba ve Piç'in kapağı...
Güneri Civaoğlu - Milliyet
Elif Şafak'ın "BABA VE PİÇ" romanının kapağındaki o görüntü nedir? Bendeki öyküsünü anlatayım...
İstanbul Sanat'ın Topkapı'ya bakan terasındaydık. Hoş bir İstanbul gecesiydi. Elif Şafak çantasından çıkarıp masaya "İşte kapak" diyerek bir prova baskı koydu. "BABA VE PİÇ"in yayımı öncesi masadaki 4 dost, kapağı yorumladık.
Doğum öncesi ana karnındaki bebeği, ultrason ekranında gözleyenler gibiydik.
"Dervişin fikri ve zikri" denebilecek tahminlerimiz olmuştu.
Yeğenim Ayşegül Molu Büyüm, kapaktaki görüntünün ne olduğunu "doğru" tahmin edendi; "Yırtılmış bir nar kabuğu... Yırtığın içinden görünen nar taneleri..."
...........................
Narın felsefe mesajları vardır...
Bunlardan biri de kadınla özdeşleşen doğurganlık ve bereket...
Yani...
Bir dramatik "doğum" ekseninde örülen bu romanla örtüşen ve derinliğini paylaşan bir kapak...
............................
Gece boyunca kitap ve kapak konuşuldu.
"Nar yırtığını" saran renklerde birkaç ton uygulaması dışında, kapak çalışması tam not aldı.
Bilemiyorum, Türkiye'nin bu en çok satmakta olan ve satışında da bereket üreten kitabını alanlar o kapak resmine hangi manalar yüklemekteler...
Ama... Gerçek bu.
Umarım yurtdışındaki satışlar da böyle olacak.
Türkiye için iyi bir propaganda olmadıysa da Avrupa ve Amerika medyasında dikkat çekici bir haber olarak yer aldı ve kitabın yabancı dil baskıları için etkin bir tanıtım gerçekleşti.
...........................
Elif Şafak, pazar günleri Kanal D'de yayımlanan Şeffaf Oda programımda konuk olmuştu.
Dostluğumuz sürdü.
Onu biraz yakından tanımak olanağını buldum.
İzlenimim... Yaşamı ciddiye alan bir genç kadın.
Saçları, giyimiyle bir "tarzı" var.
Kadınların çoğundan daha ilk bakışta, görünüşüyle bile ayrılıyor.
Çok küçük yaşında baba, aileyi terk etmiş. Annesi tarafından büyütülüyor. Diplomat olan annesiyle beraber Strasbourg'da, Madrid'de geçiyor çocukluk ve ilk gençlik yılları...
Sürekli okuyor. Sürekli günce yazıyor. Öyle oluyor ki... Günce satırları zaman zaman romana dönüşüyor. Elif Şafak "Yazdıklarımı okuyunca, hangisini gerçekten yaşadım, hangisi hayalimin ürünüydü, bazen bilemezdim" der. Genellikle yalnızdır. Babasına kızmaz, babasından nefret etmez, baba çağrışımı onun için sadece bir boşluktur. Belki de BABA VE PİÇ romanı, onun bu travmasının bilinçaltı ürünüdür.
ODTÜ'ye girer. Elif de sol eylemlerin içindedir. Sonra... Doktora... Amerika'da öğretim görevlisi olarak geçen yıllar... Ayağını sağlam basan bağımsız bir duruş... Farklı renkleri ortaya koyan cesur bir yazar...
Örneğin... DERVİŞ'te biseksüellik gibi çok duyarlı satırların yazılması yürek ister.
Hep ciddi konuları konuşan, havaiyattan pek hoşlanmayan, güzel bakan, tertemiz yürekli bir insan...
Eşi, Referans gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can ile birbirlerini seçişleri ve bu evliliği sevgiyle, saygıyla, anlayışla, sımsıcak sürdürmeleri de yazılmamış bir kitap...
Şimdi bir de bebekleri var.
Bir bebeği "sosyal proje" gibi görmeyen iki gerçek insanın çocuğu olarak yetişmek hoş talih.
.............................
Bu roman için dava açmak, siyaset deyimiyle "hayalet taşlamaktı."
Hukukta "suçun şahsiliği" ilkesi vardır.
Roman kahramanı suç işler mi?
"İşledi" diye dava açılırsa, işte bu "hayalet" yargılamak olur.
"Cadı avı" Ortaçağ'da kalmıştır.
Bur roman için "Türklüğe hakaret" diye kıyametler koparan zihniyet, Türkiye üzerine düşürdüğü gölgelerle "Türklüğe hakaret" etmektedir.
Bu dava "beraat"le sonuçlandı. Ya daha önce açılmış ve sürmekte olanlar?.. 301 bu haliyle kaldıkça açılacak olanlar?

301'den beraat
Derya Sazak - Milliyet
Elif Şafak, "Baba ve Piç" romanı nedeniyle TCK 301. madde kapsamında yargılandığı davadan beraat etti. Karar, ilk celsede "Türkiye'de özgürlükçü yargıçlar var" dedirtecek şekilde çıktı.
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akıllı, romanı okuduktan sonra görüşünü açıkladı ve kitaptaki kahramanların ağzından tez ve antitez olarak ileri sürülen düşüncelerin "ifade özgürlüğü çerçevesinde" kaldığını belirtti. Elif Şafak'ın, "Türklüğe hakaret ve aşağılamak kastıyla hareket ettiğine dair cezalandırılmasını gerektirecek derecede delil bulunmadığından' hareketle beraatini istedi.
Hâkim İrfan Adil Uncu, CMK 193'e göre sanığın sorgulanmasına gerek görmeyerek, "kitap bir bütün halinde incelendiğinde suçun yasal unsurlarının oluşmadığı" sonucuna vardı ve beraat kararı verdi. Böylece bir yazar daha 301 kıskacından kurtuldu.
Geriye, "Türklüğün aşağılandığı" savıyla mahkeme önlerinde olay çıkararak, Türkiye'yi kendi halkı ve dünya önünde "küçük düşürmeye" çalışan Kerinçsiz grubunun saldırganlığı kaldı. Bu grup Brüksel'den davayı izlemeye gelen Türkiye-AB Karma Parlamentosu Eşbaşkanı Joost Lagendijk'i de taciz etmeye çalıştı. Aslında bu dava, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'nın takipsizlik kararı sonucu hiç açılmamalıydı.
AİHM'deki Türk Yargıç Rıza Türmen'in reform tasarıları art arda Meclis'ten geçerken söylediği gibi, Türkiye bu yasaları AB'den "ödünç almıyor", kendi hukukunu Avrupa ile uyumlu hale getirmek üzere çıkarıyor. Dolayısıyla yargıçların da AB sürecinde özgürlükleri içselleştirerek daha demokratik kararlar üretmeleri gerekiyor.
301. madde, "düşünce suçu"nun kalktığı varsayılan bir dönemde, ayrıkotu gibi duruyor. Üstelik bu hükmün TCK'daki yeni hali, eski 159'a göre "ihbarcı" bir anlayışla keyfi davaların açılmasına da vesile oluyor. Herhangi bir yazara bozulan, okuduğu bir kitabı, izlediği bir filmi beğenmeyen mahkemeye gidiyor. Bu tür davalar Türkiye'ye yakışmıyor.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yazar Elif Şafak'ı arayarak destek mesajı vermişler. Erdoğan dünkü karara sevindiğini açıkladı. Ama yetmez. Hükümet, TCK'nın 301. maddesini kaldıran bir tasarıyı Meclis'e gönderecek cesareti kendinde bulmalıdır.
CHP de, "ulusalcı" çevrelerden gelecek tepkilerden ürkmek yerine, Sosyalist Enternasyonal üyesi sosyal demokrat bir parti olmanın gereği olarak, düşünce özgürlüğünü sonuna kadar savunabilmelidir.
Yargı görevini yaptı. Sıra yasamada. 301 kaldırılmalıdır.

Yargı, 301'e "ince ayar" yaptı
Mehmet Ali Birand - Posta

301 konusunda, ben dahil, sürekli şekilde hükümeti eleştiriyoruz. Avrupa'yı bir yana bırakalım, asıl toplumumuzun böyle bir kısıtlamaya layık olmadığını yazıp çiziyor ve değiştirilmesini istiyoruz. Ama bir de madalyonun öteki yüzü var. Yani yargının üzerine düşen yanı. Zira, 301 kadar, 301'in nasıl yorumlandığı da çok önemli.

Dikkat edecek olursanız, sorun bu maddenin yorumlanmasından kaynaklanıyor. Türklüğü aşağılamak ile fikir özgürlüğü çerçevesindeki eleştiri hakkı birbirine karıştırılıyor. Aşağılama ile eleştiri arasındaki çizgi görmezden geliniyor. Bir makale veya kitap, bir konuşma veya bir demeç çıktığında, artık bilinen bir çevre hemen yargıya koşturuyor. Bazı savcılarımız, kimi zaman yeterince incelemeden, kimi zaman da eleştiriyi bir aşağılama olarak görüp suç unsuru buluyor ve dava açıyor. Bazıları da, sırf sorumluluk üstlerinde kalmasın diye, başvuruyu otomatik şekilde mahkemeye yolluyor.

Kıyametler kopuyor.

Basit bir eleştirinin dahi mahkemeye yollanması kamuoyunda tepki topluyor. Bu tepkiyi gören yabancılar da, hemen damgayı vuruyorlar: Türkiye'de fikir özgürlüğü yok!

Ardından upuzun bir mahkeme süreci başlıyor. Her duruşma, Avrupa karşıtları tarafından kullanılıyor. O zaman da karşı tepkiler artıyor.

Bizler, bu karmaşayı düzeltmediği veya düzeltemediğinden dolayı, hükümeti suçluyoruz. Ardından da, Avrupa'dan eleştiriler geliyor. Böylece bir kısır döngü başlıyor.

Medya daha çok tanınmış isimlerin davalarına dikkat ediyor. Bu arada nice tanınmamış kişi mahkumiyet alıyor. Aynen dün çıkan karardan da anlaşılacağı gibi.

Dünyanın gözü, ama en çok da Avrupa'nın gözü bu davanın üzerindeydi. Yargı mekanizması o "ince ayar"ı yaptı, dava daha ilk duruşmada beraatle bitti. Tabi Yargıtay yolu açık. Yine de aşağılama ile fikir özgürlüğü çerçevesindeki eleştiri arasındaki çizgi, en azından bu olayda çizilmiş oldu. Ancak daha başkaları var. Onlar ne olacak?

301 olduğu sürece, hep yargı mekanizmasının ince ayarı gerekecek. İşte bu kısır döngüden kurtulmak için, 301'de hükümetin bir ince ayarı gerekli görülüyor.

* * *


Yargıç Uncu, bir 'fuzuli işgal'i sonlandırdı
Fikret Bila - Milliyet

Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi Yargıcı İrfan Adil Uncu, Elif Şafak hakkında beraat kararı vererek bir "fuzuli işgal"i sonlandırmış oldu.
Günlerdir Elif Şafak'ın "Baba ve Piç" adlı romanı hakkında açılan davayla yatıp kalkıyorduk.
Yargının, basının, kamuoyunun ve hatta Avrupa Birliği'nin gündemini bu konu günlerdir işgal ediyordu.
Bu bir "fuzuli işgal"di.
Yargıç Uncu, tek celsede verdiği beraat kararıyla bu işgali kaldırmış oldu.
Bununla da kalmayıp Dışişleri'ne de rahat bir nefes aldırdı. Artık yargı, dış politikayla da yakından ilgili hale geldi.
Bir kararla birden çok sonuç yarattığı için Yargıç Uncu'yu takdir etmek lazım...

Asıl dava
Türkiye günlerdir Elif Şafak davasıyla çalkalandığı için dün en yoğun ilgi bu davanın görüldüğü Beyoğlu Adliyesi'nin önündeydi. Ulusal ve yabancı basın, iki tarafın ateşli destekçileri, Avrupa Parlamentosu'nu temsilen bir parlamenter, Dünya Yazarlar Birliği Temsilcisi... Liste uzayıp gidiyor.
Türkiye'nin de Avrupa'nın da gözü kulağı dün Beyoğlu Adliyesi'ndeydi. O kadar ki ünlü yayın kuruluşu BBC bile, Türk yargıcın üstünde AB baskısı vardı, yorumu yaptı.
Oysa dün asıl dava İstanbul'da değil Ankara'daydı.
Danıştay'ı basarak, türban kararı nedeniyle 2. Daire üyelerini kurşun yağmuruna tutan; üye Yücel Özbilgin'i katleden, diğerlerini yaralayan Alparslan Arslan'ın davası vardı. Öğretmen baba bildik demeçlerini vermeye devam ediyordu.
Bu davada Avrupa Parlamentosu veya AB temsilcileri yoktu.
Asıl izlenmesi gereken dava buydu.
İlgi İstanbul'aydı...

Ne davası?
Elif Şafak davası neydi?
Romanı "Baba ve Piç"te "Türklüğü aşağıladığı" gerekçesiyle yapılan suç duyurusu üzerine dava açılmıştı.
Romandaki karakterleri konuşturarak Türklüğü aşağıladığı, Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığı imasında bulunduğu öne sürülüyordu.
Elif Şafak bu düşüncede olabilir. Bunu romanına da yansıtmış olabilir. Son dönem ünlü yazarlarda görülen bir eğilim. Ama Elif Şafak'ın böyle yazmış olması veya böyle düşünüyor olması gerçeği değiştirebilir mi? Suç sayılabilir mi? Yazılardan rahatsızlık duyuyorsanız veya katılmıyorsanız siz de düşüncenizi açıklar veya bir kitap yazarsınız. Düşünceye karşı düşünceyle çıkmak gerekir. Onu cezalandırmak, cezalandırmaya çalışmak bu ve benzeri davalarda olduğu gibi mahkemeyi ve kamuoyunu fuzuli işgal etmek, yazar ve kitabının reklamını yapmaktan başka bir anlam taşımaz. Nitekim öyle de olmuştur.
Fikirler gerçekleri değiştirmez. Yasalar da gerçekleri değiştiremez. Tıpkı, İsviçre'de "Ermeni soykırımı yoktur" demenin suç sayılmasının, soykırım olduğunu kanıtlamadığı gibi...

Davanın seyri
Yargının hukuk üzerinden siyaset yapılmasına engel olması gerekir. Bu nedenle her suç duyurusunu, her iddiayı davaya dönüştürmemesi gerekir. Savcıların da "Benim üzerinden gitsin, mahkeme karar versin" kolaycılığıyla çalışmamaları da gereklidir.
Elif Şafak davasının seyrine bakalım...
Şafak'ın kitabı hakkında Türklüğü aşağıladığı iddiasıyla yapılan suç duyurusu, Beyoğlu Başsavcılığı tarafından yerinde görülmüyor ve takipsizlik kararı veriliyor. Aslında sorun ilk aşamada bir sonuca bağlanıyor.
Ancak suç duyurusunda bulunanlar takipsizlik kararına itiraz ediyorlar. İtiraz en yakın ağır ceza mahkemesine yapılabiliyor. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararını kaldırıyor.
İşte iş burada değişiyor...
Eğer ağır ceza savcılık kararını kaldırırsa, savcılık bu kez davayı açmak zorunda. Nitekim savcılık bu kez davayı açıyor.
Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi davaya bakıyor ama savcılık daha önce verdiği takipsizlik kararıyla uyumlu olarak beraat talep ediyor. Yargıç da beraat kararı veriyor.
Belki ağır ceza mahkemelerine tanınan iddianamenin geri çevrilmesi yetkisinin daha yaygın ve etkin hale getirilmesi düşünülebilir. Bu yetki CMY'nın 174. maddesiyle tanındı ama çok sınırlı ve usul ağırlıklı olarak.
"Türklük" kavramının tanımı, sınırları nedir, tam olarak bilmek mümkün değil.
Kavram ve yazarlarla uğraşmak yerine Türk ulusunu, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve geleceğini etkileyecek gerçek sorunlarla uğraşmak gerekmez mi?

fbila@milliyet.com.tr


Hukukta özgürlük fikri
Taha Akyol - Milliyet

ELİF Şafak davasının hukuki serüveni çok ilgi çekici. İsterseniz davanın geçtiği aşamalara kısa bir göz atalım:
# Elif Şafak'ın "Baba ve Piç" kitabında savcılık önce suç unsuru görmüyor, 'takipsizlik' kararı veriyor. Av. Kemal Kerinçsiz ve arkadaşları "suçtan zarar gören" sıfatıyla savcılığın kararına itiraz ediyor. İtiraza bakan Ağır Ceza Mahkemesi, bunu kabul ediyor, dosyayı inceliyor ve savcılığın takipsizlik kararını bozuyor.
# Bunun üzerine savcı mecburen davayı açıyor ama duruşmada beraat istiyor! Mahkemenin de beraat kararı vermesiyle işin başına dönülmüş, yani savcının ilk 'takipsizlik' kararı doğrulanmış oluyor!
# Diğer bir mesele "suçtan zarar gören" terimiyle ilgili. İtiraza bakan mahkemeye göre, Av. Kerinçsiz "suçtan zarar gören"dir, onun için Usul'ün 173. maddesine göre itirazları kabul edilmiştir.

Ama davaya bakan mahkemeye göre, Av. Kerinçsiz ve arkadaşları "suçtan zarar gören" değildir; onun için 'davaya katılma' talepleri reddedilmiştir.

Anlayış farkları
Hukukta temel bir hüküm vardır: Cevdet Paşa'nın şiirli ifadesiyle, "Usul esasa mukaddemdir."
Yani, usul, esastan önce gelir!
Bilimde de böyledir.
Elbette yargılama usulünün bütün hükümleri, bu arada 'itiraz' hükümleri de uygulanacak.
Sorun, kavramlara verilen anlamların çok farklı olması: Mesela "suçtan zarar gören" kavramına, bir Elif Şafak davasında iki mahkeme iki ayrı anlam veriyor!
Danıştay kararlarında da "dava açma yetkisi"ni bazen çok kısıtlayan, bazen de üstelik edebi ve felsefi gerekçelerle aşırı genişleten içtihatlar vardır!
Ermeni meselesiyle ilgili olarak düzenlenen akademik toplantı hakkında "yürütmeyi durdurma" kararı veren ve bunu bozan mahkemelerin gerekçeleri, 'içtihat farkı'nı aşan anlayış farklarını yansıtıyordu.
Hele de iş "aşağılama" gibi değer yargılarıyla ilgili kavramlara gelince... Dahası, "laiklik, din ve vicdan özgürlüğü, egemenlik" gibi artık büyük ölçüde 'siyaset felsefesi'yle ilgili kavramlara gelince... Açıkça siyasi tarafgirlik içeren, "yargının tarafsızlığı"yla bağdaşmayan kararlar görmek bile mümkün oluyor.
Askeri müdahale dönemlerinde bunun örnekleri artıyor; son örnek 28 Şubat sürecinin yargı kararlarıdır!

Felsefi öz...
Ceza Usul Kanunu'nun 174. maddesini Adalet Bakanı Cemil Çiçek sık sık hatırlatır. Bu maddeye göre, iddianame mesela "eksik" soruşturmayla hazırlanmışsa, mahkeme baştan bunu savcılığa iade edebilir.
Bu maddenin amacı, "Dava açılsın da kararı zamanla mahkeme versin" eğilimini önlemektir.
Elif Şafak hakkındaki beraat kararının bir gerekçesi de "yeterli delil bulunmadığı"dır. Daha en başta 174. maddeye göre iddianame iade edilseydi bunca zahmetli, sıkıntılı, Türkiye'yi geren bir sürecin yaşanması önlenebilirdi.
Bu maddeyi daha titiz uygulamak gerekir sanıyorum.
Fakat asıl mesele 'anlayış'la ilgilidir: Türkiye'yi ve Türk insanını Batılı düzeyde "üç hürriyet"e layık görüyor muyuz, görmüyor muyuz?! Fikir hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyeti...
Felsefi bakımdan bireysel özgürlük düşüncesi, siyasi bakımdan liberal demokrasi bizde hâlâ yeterince özümsenmediği için, yargı süreçlerinde bile bunun gerilimlerini, sorunlarını yaşıyoruz.
'Gelişme' sorunları...

t.akyol@milliyet.com.tr

Basında Yargı Haberleri ...[ Http://22EYLUL2006.blogspot.com ]

Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,

( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...)

OZDERIN,M.

msn: ozderin@hotmail.com